mugecerman’s posterous

Bu fotoğrafta sizler de yer almak ister misiniz?

Çağdaş müziğin öncü enstitüsü Berklee College of Music, ilk defa Dünya Burs Turu kapsamında yetenekli müzisyenlere eğitim bursu vermek için Türkiye’de de eleme ve seçim etkinliklerini başlatıyor. Etkinlikler İstanbulda 23 ve 26 Kasım tarihleri arasında  Modern Müzik Akademisi’nin (MMA) evsahipliğinde yürütülecek ve klinik çalışmalar, konferans, bilgilendirme semineri, jamsessionlar  ve müzik eğitmenlerinin forumunu kapsayacak.

Daha detaylı bilgi ve elemelere katılmak için http://www.berklee.edu/wst adresini ziyaret edebilir veya scholarships@berklee.edu adresine eposta gönderebilirsiniz.

Klinik çalışmaları, konferanslar, bilgilendirme seansları ve jamsessionlar halka açık olacak ve Müzik Teknolojileri Dekanı Stephen Croes , ayrıca çağdaş kompozisyon ve prodüksiyon profesörü Michael Farquharson gibi Berklee’nin en iyi eğitim görevlileri tarafından yönetilecek. Bunun yanı sıra Berklee Türkiye temsilcisi ve perküsyonist Emir Cerman ve flutist Burak Besir de takım çalışmalarına katılacak ve sunumlara yardımcı olacak. Etkinlik takvimi için adresini http://www.mma.gen.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

Film müziği eğitimi alan ve Berklee seçmelerinin Türkiye’de düzenlenmesi için çalışmaları üstlenen Emir Cerman  “Diğer müzisyenler gibi ben de bir gün Berklee’nin Türkiye’de seçmeler düzenlemesini hayal ediyordum. Bu konuda kendime söz vermiştim ve Berklee’ye girdiğimde Uluslararası Programlar’da görev yapan Jason Camelio’ya sunum yaptım. Camelio çok ilgilendi ve bir yıl boyunca bu konuda beraber çalıştık. İstanbul ve Berklee arasında bir köprü görevi görmekten heyecan duyuyorum.” 

Türkiye’de aktif olarak çalışan bir mezun grubu olması da İstabul seçmelerinin organize edilmesinde önemli bir etken oldu. Camelio, “1990 yılından bugüne yaklaşık 100 Türk öğrenci Berklee’de eğitim gördü. Şimdi bir çoğu Türkiye’ye döndü; sanatçı, prodüktör ve eğitimci olarak görevler üstendiler.” Öte yandan Avrupa’nın en büyük genç nüfusuna sahip ülke olan Türkiye’de seçmelerin olması da oldukça önemliydi. Genç nüfus arasında sayısız genç yetenek de var. Camelio’ya gore Istanbul’un sadece bir bölgesinde düzinelerce müzik okulu var ama çoğu konservatuar ve çağdaş müzik eğitimi vermiyor. “Bu kültürler arasında müzikal alışveriş yapabilmemiz için önemli bir fırsat ve farklı alanlardan profesörlerin etkileşimi sınırları aşmanın en güçlü yolu.”

MMA Direktörü Bora Uslusoy, “MMA – ve İstanbul’daki tüm çağdaş müzik topluluğu – bu etkinlik için heyecanlanıyor. Hem MMA öğrencileri hem de diğer katılımcıların biraraya gelmesi ve Berklee akademisyenlerden faydalanabilmek için değerli bir fırsat.”

Berklee’ye yeni Türk müzisyenler katmanın yanı sıra güçlü bir müzikal merkez yaratmak ve yerel müzikle bir bağ kurabilmek için tekrar dönerek İstanbul 2010 Kültür Başkenti Projesi kapsamında yer almak da hedefleniyor.

Öte yandan yoğun bir katılım gösteren Türk öğrencilerin yanı sıra, diğer ülkelerden de katılım bekleniyor. Camelio, “Bu ay Belgrad, Sırbistan’ı da ilk defa ziyaret ettik ve çok başarılı bir etkinlikti. Aralık ayında tekrar Atina’ya gideceğiz ve Karadeniz, Bulgaristan, Gürcistan ve Romanya’nın da bize katılmasını bekliyoruz.” dedi.

Berklee’nin sıradışı eleme ve görüşme süreci, başvuranların hem müzikal ve akademik hedeflerini ve güçlerini keşfetmeyi, hem de Berklee’nin dinamik eğitim ortamına adapte olma özelliğini incelemeyi hedefliyor. Her yıl “Dünya Burs Turu” kapsamında ABD, Avrupa, Asya, Latin Amerika’dan 40 ülkede düzenlenen seçmeler, genç yetenekleri keşfetmeyi ve $20 milyon eğitim bursu vermeyi amaçlıyor. Her yıl dünya çapında genişleyerek devam eden eğitim bursu turu, geçen yıl içerisinde 3 Afrika ülkesini ve Avustralya’yı ziyaret etti. Berklee şu anda Antartika dışında tüm kıtalarda seçmeler düzenliyor.

Müzisyenler Berklee’ye 70’den fazla ülkeden geliyor ve okulun tümüyle uluslararası bir eğitim merkezine dönüşmesini sağlıyor. Öğrencilerin %20’sinden fazlası ABD dışından gelenlerden oluşuyor ve bu oran ABD üniversiteleri arasında en yüksek oran.

Modern Müzik Akademisi (MMA) İstanbul Türkiye’de yer alan 1000 metrekareye yayılan özel bir müzik enstitüsüdür.  Eğitimler gitar, bas, dram, klavye, vokal, ses teknolojisi ve müzik prodüksiyonu gibi çeşitli konulara yapılmaktadır. MMA 4 stüdyo/sınıf, konser alanı, kayıt stüdyosu, dinlenme alanları, kütüphane ve öğrenci hizmetlerinden oluşmaktadır. MMA her yaştan ve seviyeden öğrenciler için tam zamanlı sertifika programları, yarı zamanlı kurslar ve atölyeler sunmaktadır.  Tam zamanlı programlar 28 hafta 560 saattir ve Berklee eğitimleri için hazırlık olarak değerlendirilmektedir. MMA en iyi sanatçılar ve endüstri profesyonellerinin yer aldığı seminer, klinik çalışmalar, canlı performanslara ev sahipliği yapmaktadır.

Berklee College of Music öğrencileri müzik kariyerlerine hazırlamanın en iyi yolunun çağdaş müzik eğitimi ve pratiği üzerine kurulu olduğuna olan inançla kuruldu. 60 yıl boyunca çağdaş müziği yansıtan ve müzik sektöründeki gelişmeleri yakından takip eden bir eğitim merkezi olarak faaliyet gösterdi. Düzinelerce performans ve performans dışı major programlara, 70 ülkeden çeşitli ve yetenekli öğrencilere evsahipliği yaparak müzik endüstrisinin başarılı mezunlarını yetiştirdi. Berklee bugünün ve yarının müziğinin en önemli eğitim laboratuvarıdır.

 

 

Comments [0]

Biraz bakar mısınız?

(download)

Comments [0]

Letto Bebe ve hamile annelere yaptığı eziyetler

Aşağıdaki mektup bir arkadaşım tarafından gazetelerin tüketici köşelerine göndermek üzere yazılmıştı. Bana da göndermesini ve virgülüne bile dokunmadan aynen ekleyeceğimi söyledim. Anne adayları, bebeğiniz için heyecanla yatak odası yatırımı yapmadan önce bu yazıyı dikkatle okuyun.

Lettozede bir anne adayının yaşadıkları...

 

Bu bilgilendirmeyi yapmadan önce çok düşündüm, başkalarının yerinde olsam bana bu bilgiyi vermelerinden memnun olur muydum diye. Kesinlikle bilmek isterdim. Bir müşteri, bir tüketici daha da önemlisi 38 haftalık hamile ve ilk bebeğinin doğumunu bekleyen bir anne olarak... Bu sebeple sizden belki de biraz uzun olan bu yazıyı sonuna kadar okumanızı ve  ilgili çevrenizle de paylaşmanızı önemle rica ediyorum. Belki gazetedeki köşenizde özetleyerek de paylaşır ve aynı durumda bekleyen aileleri de bilgilendirirsiniz.

Maalesef keyifle ve dikkatle hazırlanması gereken bebeğimin odası 24 Ağustos 2009 tarihinde verdiğim sipariş yüzünden çok sinir bozucu, üzüntü verici ve daha da önemlisi çözümsüz bir soruna dönüştü. Bunun tek sebebi ise LETTO Bebe ve Genç Mobilya firmasıdır. Çeşitli medya kanallarında, iletişim araçlarında defalarca tanıtımı ve hakkında röportaj yapılmış bu firma, İstanbul Anadolu yakasının en gözde semtlerinden biri olan Çiftehavuzlar’da showroomu olan bir mobilyacıdır. Maalesef bir mahalle bakkalının bile sahip olduğu sorumluluk ve ticari ahlaka sahip değilmiş, acı tecrübem sonucu öğrendim. Firma sahipleri olan Sibel ve Hadi Öner çiftinin adını özellikle belirtmek istiyorum ve yayınlansın diye talep ediyorum  çünkü firmanın tüm negatif imajı bu çiftin sorumluluğudur.

24/08/2009 tarihinde 3500 TL bedelindeki siparişimi 15-17/10/2009 teslimat tarihi bilgisi ile firmaya verdim, mobilya bedelini de peşin ödedim. Eylül ayı boyunca mobilyam gelmeden önce teslim alacağım ve odama yaptıracağım duvar kağıtlarını talep etmemle başladı ilk sıkıntılar. Günlerce telefon ederek  duvar kağıtlarımın ne zaman geleceğini öğrenmeye çalıştım. 2-3 kez mağazaya uğrayarak yüz yüze geç kalmamaları için uyardım. Firma sahibi Sibel hanım duvar kağıdı için 20/09/2009  tarihinde gelip alabilirsiniz dedi. O gün sabahı uğradığımda ise beni görmenin ve duvar kağıdını o esnada hazır etmemiş olmanın şaşkınlığı ile teslimatı yapamadı. Hamileliğimin ilerlemesi yüzünden sık sık gidip gelemeyeceğimi , duvar kağıtlarını evime göndermesini belirttim ve dükkandan ayrıldım. Aynı akşam sekreteri Aydan Hanım  vasıtası ile arayarak mağaza yakınlarında isem tekrar uğramamı, duvar kağıtlarının hazır olduğunu iletti. Ben de evime göndermesini, en azından bunun onların unutkanlığına karşı yapması gereken bir işlem olduğunu söyledim, ertesi gün  duvar kağıtları evime teslim edildi.  Duvarlarımı kaplattım ve 15-17 Ekim’de teslim edilecek odamı beklemeye başladım. Bu esnada sık sık gittiğim kontrollerin sonucunda doktorum erken rahim kasılmaları olduğunu ve erken doğum riskimin arttığını belirtti. Bana verilen tarih ise 7-8 Kasım civarı idi, bu endişe ile mağazayı ve Sibel Hanım’ı tekrar arayarak bu bilgiyi ilettim, kendisinden teslimatın sarkmamasını özellikle rica ettim.  Ayrıca karyolam için istediğimiz ekstra önlemleri de anımsattım. Tüm bunların sipariş yapılırken kontrol edilmesini, ekstra önlemlerimiz tamamlanmadan mobilyanın teslim edilmemesini tekrar izah ettim. Bu esnada bana herhangi bir gecikme olduğuna dair veyahut siparişte sorun çıktığına dair hiçbir bilgi vermedi, hiçbir şekilde konuşurken rahatsızlık belirtisi göstermedi.

İlerleyen her hafta kendilerini aramaya ve teslimatımın gecikmemesi için ricada bulunmaya devam ettim. Kendilerinin mobilyaları satarken 6 haftada teslim demelerine karşın çevremdeki yeni anne baba olmuş arkadaşlarımın uyarısı ile en erken 8 haftadan önce hiçbir firmanın teslim etmediğini bildiğimi, kendimi buna göre hazırladığımı ama onun da üstüne çıkmamaları gerektiğini söyleyen bendim. Bu esnada bile hiçbir renk vermeyerek sorun çıkmayacağını yüzüme baka baka teyit etti.  Ekim ayının ilk haftasında karyolaya uygun bebek yatağı almak için mağazaya tekrar uğradım ve yatak ölçüsünü aldım, bu esnada ısrarla siparişimi sorunca Sibel Hanım 1 haftalık bir gecikmelerinin olacağını söyledi. Ben sorana kadar bu bilgiyi neden vermiyorsunuz dediğimde , gene de aksatmamaya çalışırız elimizden geleni yaparız şeklinde cevapladı. 12 Ekim 2009 tarihinde aile fertlerimden birisi mağazaya giderek siparişimin o hafta hazır olup olmayacağını sordu , aldığımız cevap 20 Ekim 2009 Salı günü teslim edileceğine dairdi. Bu aksamayı özellikle rica etmiş olmama rağmen sineye çektim ve Salı gününü bekledim. Tarafıma telefonla veya yazılı hiçbir bilgi verilmediği için eşimin annesi Salı akşamı mağazaya uğradı. Sibel Hanım veya eşi Hadi Bey mağazada olmadığından sekreter hanım vasıtası ile yine kıt kanaat bilgi almak için çabaladık ve telefon ile zor ulaşılan Sibel Hanım 24/10/2009 tarihinde kesin olarak teslim edileceği bilgisini verdi. 24/10/2009 tarihinde sabah aradığımda ise artık ne Hadi Bey’e ne de Sibel Hanım’a ulaşma imkanı olmadığını gördük. Sekreter hanım “fabrikaya ulaşamıyorum, patronlara da ulaşamıyorum” cümlelerinden başka bir bilgiye sahip olmadığı gibi benim siparişim hakkında da hiçbir bilgisi yoktu. Eşimin babası bu kez devreye girdi ve mağazaya gittik tekrar. Binbir güçlükle zorlayarak Hadi Bey’in cep telefonunu sekreter hanımdan aldık ancak belki 30 kez aramış olmamıza rağmen cep telefonuna cevap verilmemesi artık bizi şaşırtmadı.  Eşimin babası sekreter hanım vasıtası  ile 26/10/2009 tarihinde sabah erkenden mağazaya geleceğini not olarak iletti ve yine herhangi bir çözüm veya muhattap bulamadan geri döndük. 26/10/2009 tarihinde mağazada ısrarlı talebimiz üzerine sekreter hanım Hadi Bey ‘e nasılsa ( ! ) cep telefonundan ulaştı ve 27/10/2009 Salı akşamı veya 28/10/2009 Çarşamba öğlen en geç teslimatın yapılacağını söylediler. Buraya kadar her teslimat gününe kesin veya mutlaka kelimeleri kullanılarak iletildiği için artık hiç güvenimiz kalmamıştı. Salı ve Çarşamba günü de mağazaya geleceğimizi, gerekirse teslimat bitene kadar mağazadan ayrılmayıp kapıdan içeri giren her yeni müşteriye bu durumu anlatacağımızı ileterek ayrıldık.  27/10/2009 Salı günü saat 13.00’de mağazayı aradığımızda ve akşam saat kaçta geleceklerini sekreter hanıma son kez sorduğumuzda aldığımız çıldırtıcı cevap : “ Akşam saatlerinde belli olunca biz sizi arayalım” şeklinde idi. Bunu da yutabileceğimize ihtimal vermedik ve mağazaya gittik. Bundan sonra duyduklarımız ve öğrendiklerimiz ise kızgınlığımızı, hayalkırıklığına, dahası büyük bir aldatılmışlık duygusuna çevirdi.

Firma sahipleri her zamanki gibi ulaşılamaz durumda idi, zira sekreter hanım firmanın telefonları kesik olduğu için içerden dışarıyı arayamıyordu bile …??!!  Bunca zaman “ulaşamıyorum” derken mecazi anlamda değil demek ki teknik imkansızlık sebebi ile ulaşamıyormuş gerçekten . Firmanın Telekom’a dahi borcu olduğunu anladık. O esnada firmanın önüne yanaşan LETTO  logolu nakliye kamyonundan firmanın atölye işçilerinin indiğini gören babam onlardan bilgi almak istedi. Aldığımız cevap bizim ahşaplarımızın kesildiğini ancak boya ve montajının yapılmadığıydı .

Mobilya teslimatı gecikmiş bir  9  aylık hamile kadınım ve bunu duyduğumda ne hissettiğimi düşünün lütfen. Her aile mobilyalarının eve geldiğinde en az 2-3 hafta boya koktuğunu ve bu esnada odanın koku geçene kadar boş beklediğini bilir, henüz yapımına bile başlanmamış ve bana teslim edilmemiş mobilyam eve gelse bile doğum esnasında henüz  bebeğimi yatırmak için elverişli olmayacaktı zaten. Bu bilgiye en az benim kadar hatta fazlasıyla sahip olan Sibel-Hadi Öner çifti aylarca gözümün içine ve karnı burnunda halime baka baka bugün veriyoruz yarın getiriyoruz diye hiç utanmadan konuşmaya devam ettiler. Üstelik  mobilyaları teslim edemeyecek olmalarına karşın hala o gün bile (27/10/2009) yarın getiriyoruz diye telefonda konuşabiliyorlardı. Bizimle dalga geçmekten mi, yoksa söylediklerini kendileri bile duymadıklarından mı, en ufak bir ticari ahlaka ve utanma duygusuna sahip olmadıklarından mıdır bilinmez hala doğruyu söylememekte ısrar ettiler. Akıllı ve normal bir insanın anlayabilmesi zor olan bir durum bu.

Atölye işçileri eğer yapabilirsek mağazada bulunan teşhir ürünlerinden bize uygun geleni alıp gitmemizi aksi takdirde bunun aylarca böyle süreceğini belirtmişler, bunun üzerin ulaşılamayan Hadi Bey’e yine nasılsa ( ! ) ulaşan sekreter Aydan Hanım mobilyaları alıp gideceğimizi kendisine söyledi. Gelen cevap aynen şöyle …”Peki teşhir ürününü alsınlar o zaman “ …..

Böyle bir muameleye sahip olmak için herhangi bir hata yapmadık, ödememizi dahi anlaşma günü peşin ödedik, her türlü riyakarlığa rağmen haftalarca aradık, showrooma defalarca gittik ve son gün mobilyaları teşhirden alıp götüreceğiz diye tehdit etmemize rağmen onlar zar zor telefonla da olsa ortada görünmemeye çalışarak bunu kabul ettiler. Üstelik siparişimin yarısından fazlası ( tekstil ürünleri , abajur, duvar rafı , tavan aydınlatması vb. ekstra aksesuarlarımız ) parası ödendiği halde mağazada teşhirde olmadığı için alamayacağımız ürünlerdi.Yani ödediğimin yarısına yakınını zaten alamayacaktım. Tesadüf eseri bulduğumuz atölye ustabaşısının telefonuyla mobilyalarımızı rica minnet 10 gün sonrasına üretilmesi için ikna ettik. Firma sahibi bu aşamada ortalarda hiç görünmedi, azıcık da olsa şansımız var diye umutlanmıştık ki ustabaşı 31/10/2009 tarihinde yaptığımız telefon görüşmesi ile firma sahibi Hadi Bey’in kendisine boya yapmak ve boyayı almak için bile para vermediğini söyleyerek son umudumuzu da yok etti. Son olarak , 31/10/2009 tarihinde mağazaya  tıpkı haciz memurları gibi siparişime dair ne varsa alabilirim diye gidince son bir şok daha yaşadım. Teşhirde duran benim alacağım mobilyalar dükkanda yoktu. Bu mobilyaları benden 1 gün önce gelen başka bir kızgın aile alıp götürmüştü bile. Artık sinirlerimi tutamadan yüksek sesle bağırarak paramın iadesini istedim. Güler İndere isimli şahıs duvar kaplaması yapacakları için bu mobilyaları geçici olarak atölyeye gönderdik diyerek tiyatro oynamaya devam etti. ( Hakikaten pes, bir de kendisi 70 yaşındayım tansiyon hastasıyım bağırmayın şeklinde bir savunma ile yalan söylemesine bahane ile devam etti ). 02/11/2009 tarihinde KESİN OLARAK VE SON DEFA SÖZ VERDİĞİNİ SÖYLEYEREK mobilyamın ve tüm diğer aksesuarların geleceğini söyledi. Artık inanmadığımı belirtmeme gerek yok sanırım. Bu nasıl bir pişkinlik, nasıl bir yalan söyleme inadı ve nasıl bir utanmazlıktır anlayamıyorum… 02/11/2009 tarihinde  ne mobilyam geldi ne de artık bu dolandırıcı ailenin herhangi bir üyesi dükkana teşrif eder oldular. Zaten sadece Cumartesi günleri geliyorlar zira haftasonları mobilyacı gezen ailelere satış yapabilme imkanları var hala, ve maalesef aynı saygısız ruhla yollarına devam ediyorlar.

Sabah saat 11.00 civarında dükkana giderek teşhirden başka bir oda takımı seçmek zorunda kaldım, tam ihtiyacımı karşılamayacak olsa da en azından bebek doğunca yerde yatmak zorunda kalmayacaktı. Akşam saat 20.00’e dek dükkanda bekledik, firmanın ustaları gün içinde 2-3 farklı yere uğradıklarından akşama doğru ancak dükkana gelebildiler. Bizim mobilyaları yüklettik kamyona ve akşam saat 22.00 civarı evime kurulmuş oldular. Gene de şansım varmış ki o ustalar geç saate kadar yorgun argın uğraşmaya devam ettiler.

Tüm gün dükkana gelen ailelere siparişini sordukça durumumuzu anlattık, onlar da panikle hemen kamyon çağırtıp dükkandan istedikleri mobilyaları yükletip gittiler, kimisi de 03/11/2009 sabahına organize oldular. Herkes kendi arasında konuşuyor , “Nedir biz haciz memuru gibi halimize bak” diye şaşkınlıkla söyleniyordu. Dükkandaki sekreter Aydan Hanım gerçekten bunalmış, suçu kabahati olmadığı halde haftalardır, günlerdir müşterilerin kızgınlıklarını göğüslemeye çalışıyordu. Kadıncağızın tüm iyi niyeti ile insanları kırmadan sakin kalmaya çabaladığını gördük , onun için dahi üzüldük. Sanırım kendisi de orada fazla kalmaz. Zaten o günden beri Çiftehavuzlar mağazanın telefonları kapalı, mağazanın kapısına da kilit vurulmuş, gelenler geri dönüyor ve telefonla da ulaşamıyorlar. Dukkan yeniden kiraya verilmis, anlasilan oradan da ayrildilar. Ne hikmetse Hadi Bey bazı aileleri arayarak hala mal teslimatını bugün –yarın yapacağız diyerek ne anlama geldiği belli olmayan bilgilendirmesine ( ! ) devam ediyor. Tanıdıklarım vasıtası ile edindim bu bilgiyi. Ancak bugün itibariyle (16/11)  1 ay gecikmesi olan benim teslimatım için bizi hiç aramadı. Anlaşılan teşhir mobilyası ile bizden kurtulduğunu ve 3500 TL’nin kendi hanesine kar kaldığını düşünüyor olmalı.

Sonuç olarak ben zorlayarak da olsa bir mal edindim ve kabus beklediğim şekilde değilse bile beni idare edecek gibi sonuçlandı, ama ya başka aileler ?  Bunun bedelini ve sorumluluğunu ödemelerini istiyorum. Bu tarz insanların ve firmaların ticari olarak yaşamlarını sürdürmelerine engel olmak ve insanları kazıklamalarının önüne geçmek gerekir.

Bu bilgileri ulaşabildiğim kadar çok aileye, bebek mobilyası almaya hazırlanan veyahut maalesef  Letto Bebe ve bizzat ÖNER çiftinin gazabına uğramış ailelere ulaştırmak istiyorum. Belki onlar da sebepsiz ve habersiz yere bekledikleri mobilyaları için harekete geçerler.

Sabrınız ve sonuna kadar okuduğunuz, ayrıca bilgiyi paylaşmak için yayınladığınız için sonsuz teşekkürler,

Bizden başka ailelerin mağdur olmadığını bilmek en azından sıkıntımızı biraz olsun hafifletecektir,

Saygılarımızla,

Sena – Ahmet Baran

Comments [0]

Children and best friends
















Comments [0]

Aziz Nesin Vakfı yararına bir tiyatro eseri izleyin...

Aziz Nesin Vakfının selden toparlanmasına yardımcı olmak için, 10 Kasım 2009 (yarın) Tiyatro Simurg / Sözcükler Can Yücel’i Özler, Ortaköy Afife Jale sahnesinde saat: 20.30'da oynuyor.
Tüm geliri, çocukların köyünün yenilenmesi için harcanacak.

Comments [0]

Londra imamı

 

Londra'daki caminin yeni imamı şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman aynı şoföre rastlıyormuş.
Bir gün, bilet alırken şoför yanlışlıkla 20 "kuruş" fazla vermiş. İmam yanlışlığı oturunca, parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine düşünmüş "20 kuruşu geri versem mi şoföre?"... Ama içinden bir ses diyormuş ki "çok küçük bir para ve şoförün zaten umurunda da değil. Otobüs şirketine 20 kuruş ne fark eder?. Bu parayı Allahtan gelen bir hediye gibi... Düşünebilirim"
İneceği durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini değiştirmiş, inmeden önce şoförün yanına gitmiş, 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki : "paranın üstünü fazla verdiniz."
Şoför gülümsemiş ve demiş ki : "Siz camiinin yeni imamısınız değil mi? Aslında uzun zamandır sizi ziyaret etmek istiyordum caminizde, İslam’ı öğrenmek için ve bilerek size fazla para verdim nasıl tepki vereceğinizi görmek istedim."
İmam inerken nerdeyse bacaklarını hissetmiyormuş, yere yığılacakmışçasına bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış, gözlerinden yaşlar dökülerek gökyüzüne bakmış ve demiş ki:
"Allah’ım az daha İslam’ı 20 kuruşa satıyordum!"



Bu "fıkrayı", dini - siyasete, siyaseti- ticarete dönüştürenlere ibret olsun diye paylaştım.


Bizi yöneten imamlar 20-25  sene önce gecekonduda otururken, siyaset yaparak dünyanın en zengin adamları oldular.

Comments [0]

"The problem with beauty is that it’s like being born rich and getting poorer." - Joan Collins

Comments [0]

TGI Global Ürün Kataloğu 2009

(download)

Dostlar; benim için hazine değerinde bir kaynak bu dosya ve linkler. Sanırım reklam sektöründe çalışıp da bu verilerden heyecanlanmayacak yoktur aranızda . İnceleyiniz derim.

Sayın Müge Çerman,

Dünyada 63 ülkede uygulanan tek kaynaklı pazar ve medya araştırması olan TGI Araştırması’nın, global pazarlardaki 52 farklı ürün kategorisine ait karşılaştırılabilir veri sağlayan TGI Global Ürün Kataloğu’nu sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.

 63 ülke  tüketicisinin “örnek kategoriler” için ürün kullanım verilerini içeren TGI Global Ürün Kataloğu’nun, PDF dosyasını ekte bulabilirsiniz. Kataloga ayrıca, TGI Türkiye Araştırması’nın web sayfasından da www.tgiturkiye.net erişebilirsiniz.

 TGI Global Ürün Kataloğu’nun “kapsamlı baskısı” ise TGI Global www.tgitsurveys.com web adresinde yer almaktadır. 52 farklı ürün kategorisine ait karşılaştırılabilir tüketim verisini bilgisayarınıza kaydedebilmek için http://www.tgisurveys.com/freedata/  adresini ziyaret edebilirsiniz.

 TGI Global Ürün Kataloğu hakkında daha detaylı bilgi almak ve sorularınız için TGI Türkiye Ekibi ile iletişime geçmenizi rica ederiz.

 Saygılarımızla,

TGI Türkiye Ekibi

Didem Özbahçeci Sönmez
TGI Turkey Marketing Executive
Turkey

Comments [0]

İçiniz daraldığında, sinirlendiğinizde hatırlayın; aslında geçmiş ve gelecek YOK ...

Bu yazı bir mesajla bana hatırlatma olarak geldi. Okudum ve kendime geldim. Sizler de saklayın, arada okuyup kendinize gelin.

Aslında Geçmiş ve gelecek YOK

Bizler sayısız yaşamlar yaşamakta olan varlıklarız. Bazılarımız günlük lisanda yaşamlarımızı şimdi ve geçmiştekiler diye ayırsak da, biz onların hepsini şu anda yaşıyoruz. Onlar bu 'an'a ve bu' yer'e paralel olarak var, hatta gelecekteki yaşamlarımız da var bu paralel evrenlerde. Biz bunların hepsini sonu gelmez 'şimdi'de yaşıyoruz.
Aslında Ben ve Sen YOK
Yaşamlarımızda çevremizde bulunan ve bir şekilde bizimle Bagi bulunan insanların tümü aslında biziz. Bize kötülük eden de, iyilik eden de, bizden yardım isteyen de, hepsi bizim farklı yaşamlarımızdaki bizleri yansıtırlar. Bütün yaşamlarımızın kayıtları bir bütündür. Biz bu kayıtları hem ruhsal hem madde bedenimizde taşımaktayız. Bu kayıtlar şu anda yaşadığımız hayatlarımızın kalitesini oluşturmaktadır.
Aslında Sen ve Onlar YOK
Birine kötülük etmek, kendinize kötülük etmektir. Çünkü yaşamınızdaki herkes boyutu aynalık etmek için 'var'dır. Biri size kötülük ediyorsa bilin ki Farklı bir yaşamınızda Birisine Siz de aynı şeyi yapmışsınızdır ve şimdi yüksek benliğiniz tarafından bu deneyim boyutu yansıtılarak, düzeltmeniz hatanızı için bir fırsat yaratılmaktadı r. Bu yaşamımızda Yaptığımız bir hata, bir şekilde kendimizi haklı çıkarıp kolayca işleyiverdiğimiz suçlar; en kötüsü de birisi için kötü dileklerde bulunmak, bilin ki aynı anda, bizim yaşadığımız paralel bir başka hayatımızda, yüksek bilincimiz tarafından, yine bir yaşam deneyimi şeklinde hayatımıza yansıtılır ve acısı bize yaşatılır.
Aslında Dünyamız 'Biz'den ibaret
Dünya diye Bildiğimiz yer, aslında bizim kafamızın içidir. Örneğin çevremizi kirlettiğimizde aslında kendi yaşamımızı, ve sadece bu yaşamımızı da değil, diğer bütün yaşamlarımızı da kirletmiş oluruz. Kirlenme kendisini bu olumsuz, istenmeyen olaylar şeklinde gösterir. Bunun sosyal ve duygusal izdüşümlerini onu cephesinde yaşarız hayatımızın. Bu yaşantılar, bedensel sağlık düzeyinde de tezahür eder. Yukarıdaki Çevre kirliliği örneği ile devam edersek; Dünyamızı kirlettiğimiz sürece, veya gereksiz, istenmeyen eşyaları göz önünde tuttuğumuz sürece bedenimizdeki enerji akışını da bir yerlerde tıkamış oluruz. Bu tıkanıklık ise bizim duygusal yaşantımızda olumsuzluklar yaşamamıza, en sonunda da bedensel sağlığımızda bozulmalara sebep olur.
Arınmanın Güzelliği
Arınmak, hatalarımızın farkına varmak ve onları tamir etmek üzere çalışmaktan geçer. Fiziksel temizlik de arınma sürecinin bir parçasıdır. Örneğin, çevreciliğe kendini adamış kişiler yüksek bilinçlerinin onları aydınlatması sayesinde, bu yaşamlarında ve diğer bütün yaşamlarında yaptıkları hataları, ve olumsuz anılarını temizlemektedirler aslında. Bu yüzden çevresini temizleyen insanların içlerinde hep bir huzur ve mutluluk vardır, ve kendileriyle bu konuda hep gurur duyarlar. Buna 'tatmin duygusu' diyebiliriz. Temizlikle çok Hasır-Nesir kişileri, örneğin sokak çöpçülerini gördüğünüzde bilin ki, o kişinin temizlemesi gereken birçok yaşam deneyimi vardır ve şimdi bu hayatında yapmakta olduğu da budur.


Comments [0]

100 years of great press photographs - starts this weekend

Honest. Gritty. Raw. Or just plain beautiful.

100 years of great press photographs is our new nine-part series that brings together the most important press photography from every decade of the last century.

Selected by a panel that includes press photographers and photo editors, each image is accompanied by a short written piece explaining it's historical or artistic significance.

From the candid social documentary of Martin Parr to Don McCullin's powerful images of the Vietnam War, see the press images worth a thousand words.

100 years of great press photography. A nine-part series, starts this weekend in the Guardian and the Observer.







Comments [0]